7 Mart 2021 Pazar


Bugün Dargeçit’te Çepe Ailesinin misafiriydik. Harika bir misafirperverlikle karşılandık. Eski bir köy evinin misafir odasının ortasında yanan odun sobasını etrafında başlayan sohbet ve arkası kesilmeyen ikramlar muhteşemdi.
Anne, baba, çocuklar, gelinler ve torunlar 12 kişi birlikte yaşıyorlar. Çiftçilikle uğraşıyorlar. Hayvanları var. Dışarıdan hiç bir şey almıyoruz diyorlar. Köyde sağlık ocağı yok, zaten ihtiyacımız da yok diyorlar. Köy nüfusu, 120 kişi ve hiç bir ciddi hastalık öyküsü yok. Konuştukça bunun nedenini daha iyi anladık. Öncelikle kullandıkları tohumlar yılların genetik hazinesi olan yerel tohumlar. Tohumlar yerel olunca hiçbir zirai ilacı da kullanmıyorlar. Hayvanların gübrelerini tarım arazilerinde kullanıyorlar.
Köyde anlatılanlar dün size yazdıklarımın sağlaması gibiydi. Toprak kıymettir diyorlar. Her sene aynı şeyi ekmiyoruz. Her yıl ürünü değiştiriyoruz. Bir yıl buğday ekiyorsak diğer yıl mutlaka bostan yapıyoruz. Ürün çeşitlendikçe verim de artıyor. Peki ne kadar üretiyorsunuz? “Arazimizin ürettiği, bize de yettiği kadar diyorlar”. Aile yaptığı üretimin büyük kısmını ya Midyat’ta ya da Dargeçit’teki esnafa satıyor. Hem yedikleri hem de kazandıkları onlara yetiyor yani.
Mevzu; yetmeyi, yettirmeyi bilmek!
Dünyada 6.7 milyar insan yaşıyor. Hibrit tohumları, kimyasal gübreler, zirai ilaçlar, fosil yakıtlı makineler; daha çok üretim amaçlı yapılan konvansiyonel tarımın birer sonucu .Bize ve doğaya zarar veren üretim şeklinin tek amacı insanı doyurmak. Bu üretim şeklinin bahanesi de hızlı nüfus artışı sebebi ile gelecekte bir gün gıdanın yetersiz kalabileceği endişesi. Büyük bir yalanın ortasındayız yıllardır. İnanmamız istenilen hikâyede, büyük bir ekonomi dönüyor. Gıdanın sonunu getirecek olan artan nüfus değil, kurulan bu sistemin ta kendisi. Her gün 6.7 milyar insanın yaşadığı dünyada 12 milyar insana yetecek kadar üretim yapıldığını unutmamak gerekiyor.


 


 Diyarbakir' da yapılan tarım zirvesinin açılış konusmasinda kürsüye çıkan konunun yetkilileri seyirci koltuğunda oturan çiftçiye nasihat veriyordu. “Hedef büyütün! Daha çok üretin! Daha çok urun ile ihracat rakamlarını yukseltmeliyiz!

📍📍📍📍📍
Mısır hasadına gelen yorumları okuyunca çok üzüldüm! Bir cok kişi, içinde bulunduğumuz çaresizliğe üzülmüş ne yapabiliriz diye sormuş?

Birileri de “yalan bunlar bugday ekim ayında ekilir, herşey olması gerektiği gibi” diye de atıfta bulunmuş. Ülke olarak bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayı çok seviyoruz. Herkes buğdayın ekim zamaninın ekim ayı olduğunu bilir. Ekim ayının başından beri kesilmeyen yağmur ile karşı karşıyayız. Arazileri su bastı. Biz çok hazırlıksız yakalandik.
İşin cozumu konusunda gelen tavsiyelere uyarsak işimiz çok kolay! Ekilemeyen binlerce dönüm bugday için, sera kurulmasını öneren de var, saksıda buğdayı yeşertin sonra toprağa ekersiniz, diyen de.

Sorunu görmek ve anlamak lazım. Çiftçiler binlerce dönüm arazi ekiyor. Herkes aynı yerden aynı tohumu alıyor. Elde edilen ürünlerin hepsi konvansiyonel tarımın ayni mecburi ürünleri.
Durum böyle olunca ürünü satın alacak tüccar için de sonuca varmak kolaylaşıyor. Fiyatı kırdıkça kırıyor. Nasıl olsa herkesin ürünü aynı, biri satmazsa diğeri mutlaka satacak zihniyeti hüküm sürüyor. Rekabet olmayınca fiyatı en düşük seviyeye çekebiliyorlar. Sonuçta çiftçi zarar ediyor, içine girdiği borç batağından sıyrılamıyor.

Tarımda çeşitlilik yaratmalıyız. Rekabeti sağlayacak yüksek kalite ürünü elde etmeliyiz. Kalitede farkımız olursa fiyatta da olur. Ürünü iyi fiyata satabilmeyi ancak bu şekilde sağlayabiliriz. Çözüm; “yerel tohumlarımızla üretilecek yüksek kalitede ürün üretebilmek.” Tarımda büyümekten ziyade küçülmeliyiz. Binlerce dönüm aynı üründen ekip, düşük fiyat politikasına takılı kalıp, her seferinde zararı peşinen kabul etmektense, satabileceğimiz oranda yüksek kalitede ürün çeşitliliği oluşturup üretim gücümüzü buna harcamamız gerekiyor.
Ülkenin tarım politikası, yeniden kendi kendimize yetebilecek bir ekonomiye sahip hale gelebilmek için çaba harcamak olmalı! Uzak ülkelere ihracat yapabilme hayalimizi durumumuzu düzeltene kadar rafa kaldırmalıyız.


Gecen yil bugün yazmışım.Dört kadın mühendisle çıktığımız bu yolda hergun çoğalıyoruz. Kocaman bir ekip olduk şimdi. Daha guzel günler için çalışıyoruz.
💫💫💫💫💫💫
Kim Demiş Kadından Çiftçi, Mühendis olamaz diye?
Arazi sahipleri ile tartışırken, yanlış yapıyorsunuz birlikte daha iyisini yapacağız diye onların dilinden erkek çiftçileri ve arazi sahiplerini ikna etmeye çalışırken, her girdiğimiz köyde acaba daha fazla ne bulur ve eker çoğaltırız, inadındayken!
Traktörün başında tüm araziye hakim, yaptıkları işten emin, toprakla, tohumla ve kadınlarla heyecan ve gururla ilerlerken izliyorum onları!
Gözlerim doluyor ve iyi bir yoldasın Ebru diyorum kendi kendime! Kim demiş kadından çiftçi, mühendis olmaz diye!
Anadolu’da erkek egemen bir sektörde sadece geleneksel aile işçisi diye nitelendiren isimsiz kahramanlar diye biliyoruz biz kadın çiftçilerimizi.
Kimse onların bir profesyonel olarak toprağa hükmedebileceğini konduramıyor bile! Ama onlar fırsat verildiğinde neler yapılabileceklerinin en iyisini gösteriyorlar bize!
Benimle bu ise gonul koyan tum kadin muhendislerimiz; size, hayat görüşünüze benimle bu yola çıkarken gözü kara oluşunuza, kararlılığınıza, tohuma ve toprağa hayat vermek için verdiğiniz çabaya, saygıya hayranım!
Kadından çiftçi, mühendis olmaz diye evde oturmaya mahkum edilen yada mühendis olup toprakta kabul görmeyip toprağın kendilerine en ihtiyaç duyduğunda hayatlarını başka işlerde sürdürmek zorunda kalan tüm kadın ziraat mühendisler için bu bölgede bir umut olacağınızdan eminim.

 



Mardin'den iyi haftalar diliyorum. Dünyanın en güzel sabunları Halep'te yapılır derlerdi. Her Halep'e gittiğimde Medine çarşısından aldığım kilolarca sabunun bitmesine kıyamazdım. Kokusu, kalitesi muhteşemdi. Daha sonra o sabunları başka yerde bulamadım. Halepliler gerçekten bu işi iyi biliyorlar.
🍈🍈🍈🍈🍈 Bugün Mardin'de Avrupa Birliği, Göç İdaresi, Tarım Orman Bakanlığı, Aile Çalışma Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Birleşmiş Milletler Yüksek Mülteci Komiserliği (UNCHR) Birleşmiş Milletler Gıda Tarım Örgütü (FAO) ve Mardin Şükraan Ekonomik ve Tarimsal Kalkınmayı Sosyal Gelisimi Destekleme işbirliği ile Mardin AK Parti Kadın Kolları Başkanı Sevgili Hülya Aksel Hakimoğlu'nun desteği ile Mardin Gül Mahallesinde kurulan "Gurbet Aksel Halep Sabunları Üretim Atölyesinde" eğitim alan 42 kadın katılımcımız, Halep Sabunları üretimine başladılar.
🍈🍈🍈🍈🍈 %90 yağ bazlı sabunların yağları Mardin'in Derik ilçesinde Derik Kaymakamlığı tarafından kurulan Zeytin Yağı Fabrikasından sağlanıyor.
Halep Sabunlarının üretim atölyesinde eğitim alan ve sabun üretimine başlayan kadın katılımcılarımız, Mardin Artuklu ilçesi Topraktan Tabağa Tarımsal Kalkınma Kooperatifleri bünyesinde Halep Sabunlarını üretmeye devam edecekler.



 

13 Şubat 2020 Perşembe

AMERİKA-II


Turkiye'ye dönmek  için gün sayıyorum. Uc haftadir buradayim ve cok özledim. En cok ne ozledin diye sorarsaniz? Cok sey var ozledigim ama  en cok cocuklarimi, Mardin'i ve demli cayi ozledim.
🌟🌟🌟🌟
Amerika'daki çalışma programı, burada yürütülen projeleri görüp deneyimleyebilmem ve benim  çalıştığım projeleri geliştirebilmem acisindan bana cok sey katti diyebilirim. Bir cok eyalet gezdik. Gunde  sayisi en az iki  olmak üzere ziyaretlerimiz ve  toplantimiz oluyor. Uzaktan bakınca Türkiye'nin ve Türk insanının, mülteciler ve sığınmacılar konusunda ne kadar özveri gösterdiğini daha iyi anliyorsunuz.
🌟🌟🌟🌟 2018 yilinda Amerika'ya kabul edilen (kabul edilenler bir secim ile aliniyorlar) multeci sayisi 28 bin.(Bu sayının içinde Suriyeli yok) 2019 sayisi 30 bin olması planlanıyor. Turkiye'nin kabul ettigi siginmacilar resmi kayıtlarda 4 milyon gibi gozukse de bana kalırsa gercek sayı 6 milyona yaklaşıyor. Rakamlar kıyaslanamaz bile! Dedim ya gördükçe ve yaşadıkça daha çok düşünme fırsatınız oluyor. Burasi yüz yildan fazladir mültecilerin gocune sahne olmus bir ülke. Aslında deneyimliler  ve ona göre bir sistem kurmuşlar. Biz çok hazırlıksız yakalandik. Ne kadar süreceği belli olmayan bir misafirliği insani olarak kabul ettik. Ama işimiz çok zor!

AMERİKA-I


Amerika Birlesik Devletleri Dış İşleri Bakanlığının misafiri olarak bir süredir Amerika'dayım. Mülteciler ve Sığınmacılar ile ilgili bir çalışma programında ülkeyi geziyor, mülteciler ve sığınmacılar konusunda çalışmalar yürüten kişi ve kuruluşlar ile birlikte çalışıyoruz. Türkiye'de yürüttüğümüz projelerimizi anlatıyoruz. Benim konum gastronomi ve tarım odaklı istihdam projelerinin yani sıra kadınlar ve çocuklar. Bugün harika bir yerdeydik. Sizinle paylaşmak istedim. Burası Austin, Texas'ta bir toplum merkezi. Burada arkadaşlarımla beraber bütün gün gönüllü olarak çalıştık. Bu merkez, sokakta yaşayan 200 kadar evsiz için kurulmuş. Düzenli bir hayat kurabilmelerine imkan vermenin yanı sıra adres göstererek devletten maaş alabilmelerine de destek verilmiş. Bu insanlar şimdi bu sistemin yürümesine destek vermek zorundalar. Bu sebepten bulundukları yerde  tarım yapmayı öğreniyor ve tarım arazilerinde çalışıyorlar. Hem kendi yiyeceklerini  yetiştiriyorlar hem de yetiştirdikleri ürünleri satarak kazandıkları para ile sistemin sürdürülebilir olmasına destek veriyorlar. Ben ve arkadaşlarım bir böğürtlen tarlasının ekime hazırlanmasına yardımcı olduk. Diğer toplum merkezinin sakinleri ile muhteşem bir gün geçirdik. Bu sistemi Türkiye'de Mardin'de işsiz ve hiçbir geliri olmayan insanlar icin kurabilmeyi çok diledim.

 



GASTRODİPLOMASİ

Washington'dan kucak dolusu sevgilerimle iyi haftalar diliyorum. Bir gastrodiplomasi projesi için bir süre burada olacagim.

Yiyecek ve içecekler, insanların fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamanın
ötesinde anlamlar taşımaktadır. Beslenme, sadece yaşamımızı sürdürmemizi saglayan fiziksel bir ihtiyactan ote aynı zamanda geçmişle olan bağlarımızı guclendiren ve kültürümüzü diri tutan, diğer insanlarla
iletişim kurmamıza da aracılık etmektedir.
🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Suriyeli Mültecilerin istihdamini, entegrasyonunu hedefledigimiz ve iki kültürü mutfakta birleştirmeyi amaçladığımız Sanliurfa'da "Harran Gastronomi Okulu " ile Mardin'de yürüttüğümüz "Topraktan Tabağa" projeleri bugün tüm dünyada örnek alınan gerçek birer "Gastrodiplomasi"örnekleridir. Mutfak toplumsal barisin sağlanmasında iki toplum arasında aracı olmuştur.

Son yillarda gündemde olan
gastrodiplomasi kavrami kültürlerarası anlayışı geliştirme ve etkileşim
sağlama, ulusal kültürün ön plana çıkarma, ülkenin kültürünü ve mutfak
kültürünü tanıtma, ülkeler arasındaki ilişkileri geliştirme, ülke
imajını güçlendirme, marka yaratma, ticari faaliyetlerin ve turizmin
gelişmesini sağlama gibi amaçlarla pek çok ülke tarafından yumuşak bir güç
olarak kullanılmaktadır. Ustelik beş duyu ile algılanabilen gerçek ve sessiz bir güç!

Mutfak Diplomasisi' yüzyıllardır mevcut olan bir kavram. Devletler ve toplumlar arasi ilişkilerde olağanüstü öneme sahip. Diyalog ve müzakere ortamını etkiliyor. Öyle ki 1789 Devrimi sonrası Fransa’nın ünlü Dışişleri Bakanı Talleyrand’ın İmparator Napolyon Bonapart’a “Bana iyi şefler verin, size harika antlaşmalar hazırlayayım” dediği söylenir.
Tarihçiler ve siyaset bilimi uzmanları iyi bir yemeğin veya yemekte kullanılan malzemenin devletler arasında verilecek mesajlar açısından olağanüstü önemli olduğunu söylüyorlar.

Burada bulundugum sure icerisinde gerek mutfak zenginligimiz, gerek kulturel cesitliligimiz,gerekse ürünlerimizle dunyanin bir ucundan diğer ucuna iyi mesajlar vermek icin çok zorlanmayacagimi düşünüyorum. Ne dersiniz?

GÜNEŞ PANELLERİ

Birleşmiş Milletler (BM)  İklim Değişikliği paneli geçtiğimiz günlerde Seul’de yapıldı. Yayınlanan rapora göre küresel ısınma konusunda bir an önce harekete geçilmezse karşılaşılacak sonuçlar oldukça ağır olacak.
Raporda “Küresel ısınmayı kontrol altına almak için 10 yıldan daha az bir zamanımız var. Dünya risk altında. ” ibaresi yer alıyor.
Gündemdeki sıcaklık artışını, 1,5 dereceyle sınırlamak imkansız değil! Fakat hükümetlerin verdiği  taahhütler henüz bunun için yeterli değil. Bunun yanı sıra sıcaklık artışı şuan 3-4 dereceye ulaşmış durumda! Sıcaklık artışını 1,5 dereceyle sınırlayabilmemiz için 2047’ye kadar atmosfere yayılan karbondioksit miktarı ile ortadan kaldıracağımız karbondioksit miktarını eşitlemek zorundayız. Bunun için küresel karbon emisyonunu 2030’a kadar %45 azaltmamız gerekmekte.
Bu durumda ormanlaştırma, elektrikli taşıma sistemlerine geçiş, karbon yakalama ve depolama teknolojilerinin kullanımı büyük önem taşıyor.
En önemlisi de önümüzdeki 32 yıl içinde elektiriğin %70-85’ini yenilenebilir kaynaklardan üretmeliyiz.
MARDİNE SU ELEKTRIGI ILE GELIYOR!!!
Türkiye'de bu konuyla ilgili beni çok etkileyen önemli bir proje yürütülüyor. Geçtiğimiz Nisan ayında Güneydoğu Anadolu’nun en önemli tarım araştırma merkezlerinden birisi olan Talat Demirören tesislerini ziyaret ettiğimizde Harran'da  @ceydabolunmezcankiri anlatmıştı güneş panelleri projesini. Birlikte Şanlıurfa’dan Mardin’e GAP suyunu taşıyacak kanalları incelemiştik. GAP suyunu Mardin’e taşiyacak Mardin-Ceylanpınar ana kanal inşaatı 1997 yılında başlamış 221km olarak 2015 yılında tamamlanmış. Mardin Derik’teki depolama alanının inşaatı bitince kanallardan Mardin’e su taşınacak. Bölgede hava sıcaklığının zaman zaman 60 dereceye kadar çıkmasinda dolayı kanallardaki suyun bir kısmı buharlaşıyor. Bu sebeple 221km boyunca kanalın üzerine kurulmaya başlanan güneş panelleri ile hem kanalın içindeki su buharlaşmaktan korunacak hem de paneller sayesinde hat boyunca elektrik üretilecek. Ceyda Hanım bu projenin bölge için en kiymetli projelerden birisi olduğundan ve bu sebeple yakından takip ettiğinden bahsetmişti. Bunun gibi örneklerin çoğalması dileği ile..

BESİN ZİNCİRİ

Dünyada besin zinciri gittikçe karmaşık bir hal alıyor. Gıda endüstrisi öyle katmanlı bir yapıya dönüştü ki tarladaki besinin tabağımıza gelene kadar geçirdiği süreçte üretimden işlemeye, ambalajlamadan reklama, pazarlamadan dağıtıma yüzlerce değişik endüstrinin parmağı var.
🌻🌻🌻
Tüketime hazır hale getirilen gıdanın ise neredeyse yarısı el değmeden çöpe gidiyor. 1945 yilinda Birlesmis Milletler Gida Tarim Orgutu(Fao) tarafindan ilan edilen 16 Ekim ‘Dünya Gıda Günü’nü, bir soluklanıp bu kargaşaya daha yakından bakmak ve sonu gelmez tüketim çılgınlığımızı, bozuk beslenme alışkanlıklarımızı ve neden olduğumuz yoksulluğu fark edebilmek için bir fırsat olarak görmek gerek belki de…
🌻🌻🌻
“Gıda” dediğimiz zaten tartışmalı bir mevzu: Gıda güvenliği sorunları, çöpe giden milyonlarla ton besin artığı, iklim değişikliklerinin yol açtığı urun kıtlığı, aşırı tüketim, su sıkıntısı, petrol fiyatlarındaki zamlar ve böyle sürüp giden pek çok etmen ucuz ve kaliteli besine ulaşmayı milyonlarca insan için zorlaştırıyor. Dünyadaki aç insanların sayısı artıyor, besin dağılımındaki dengesizlik büyüyor: Otuz yıl içinde 2 milyar boğazın daha beslenmesi gerekecek. Bu hesaba göre de 2050’lerde gıda fiyatlarının %40-50 civarında artması bekleniyor.
🌻🌻🌻
Food is a controversial issue. Food safety issues, millions of tons of food waste left in the trash, product scarcity caused by climate changes, excessive consumption, water shortages, price hikes in oil prices and many other factors continue to make it difficult for millions of people to reach cheap and high quality food. The number of hungry people in the world is increasing, imbalance in the distribution of nutrients is growing. In thirty years, 2 billion people will need to be fed. According to this calculation, food prices are expected to increase by 40-50% in the 2050s.

24 Eylül 2018 Pazartesi


 MİNNETTARIZ!
Son günlerde Türkiye’nin her yerinden gelen destek mesajları bizi mutlu ediyor. Çok yoğun bir şekilde  tohum talepleri alıyoruz. Bir kez daha hatırlatmak isteriz ki Mardin dışına tohum vermiyoruz. Yerel tohum, bulunduğu yerde yerel tohum oluyor.

Sahadaki üretiminden laboratuvara kadar uzanan; zor ve uzun süreçte çok emek harcıyoruz. Bütün çabamız iyi tarım yapabilmek, sağlıklı gıdaya ulaşabilmek, yerel tohumlarımızı gelecek kuşaklara aktarmak ve iklim değişikliğine bağlı olarak her geçen gün şiddetlenen kuraklığa karşı tarımda bir B planı üretmek! En önemlisi de son günlerde etkisini fazlasıyla hissettiren; önlem alınmadığı takdirde önemli sorunlara neden olacak gıda krizine karşı farkındalık yaratmak.
Tohum takaslarını ve topluluklarını  farkındalık anlamında çok önemsiyoruz. Bizim çabamız bu farkındalık çalışmalarının daha da fazlasını yapabilmek.
Önümüzdeki kriz arka bahçemizde ürettiğimiz tohumun yetececeği ve tedbir olacağı bir kriz değil. Çok geçmeden bu projenin bir gıda hareketine dönüşmesi gerektiğine inanıyoruz. Önümüzdeki on yılın dünyadaki en önemli sorununun gıda olacağı düşünülüyor. Mardin’de başlattığımız bu gıda hareketinin tüm Türkiye’ye örnek olmasını hedefliyoruz.
🌱
Çiftçilerimizle konuşuyor ve onlardan arazi hibeleri alıyoruz. Çiftçilerimizi, özellikle hayatını geleneksel aile işçisi olarak sürdüren kadın çiftçilerimizi eğitiyor; onların çiftçiliği profesyonel işleri olarak benimseyebilecekleri fırsatlar yaratmaya gayret ediyoruz.  Amacımız elimizdeki ürünü satmak değil; emeğimizi, toprağımızı ve geleceğimizi düşünerek; tohumlarımızı çoğaltmak, çiftçiye doğru tarımı öğretmek, sağlıklı gıdaya ulaşmak ve bize bırakılan bu genetik mirası koruyabilmek!

Büyük farkındalık yaratmak için ekim ayı içerisinde Sn. Mardin Valimiz Mustafa Yaman önderliğinde; kamu kurum ve kuruluş temsilcilerimiz, çiftçilerimiz, halkımız ve BM Gıda Tarım Örgütü (FAO) Türkiye Ofisi’nin katılımı ile 210 yeni kadın çiftçimiz için çalışma sahası yaratacağımız 650 dönüm arazimize Sorgül Buğdayını ekerek bu hareketin ilk adımını atıyoruz. Emeği geçen projeye inanan ve kısa zamada yol almasına destek verenherkese minnettarız. Değişim Toprakta Başalayacak


10 Eylül 2018 Pazartesi

Mardin'den herkese iyi haftalar diliyorum...
Şimdi iki parmağınızla burnunuzu sıkarak kapatıp hiç nefes almadan sevdiğiniz bir yiyeceği yemenizi öneriyorum. Denediğinizde göreceksiniz ki tat duygunuz kalmayacak ve her zaman yediğiniz sevdiğiniz o yiyeceğin lezzetini anlayamayacaksınız. Mutfağımızda eğitim alan stajyer arkadaşlar genelde bizden yeni tarifler öğrenmek istiyorlar. Ancak en iyi sonucu alabilecekleri teknikleri öğretmenin yemek tarifi öğretmekten daha iyi sonuç vereceğini düşünüyorum. Bir yemeğin malzemelerini hazırlarken soruyorlar "Olmuş mu?" diye. Önce kokusuna bak ve hangi kokuyu duyduğunu söyle diyorum. Kullandığınız malzemenin ölçülerinin doğru olup olmadığını, malzemenin karışıma verdiği koku ile tadına bakmadan dahi anlayabilirsiniz. Kokusunu almadığınız hiçbir yiyeceğin tadını da alamazsınız! Önce malzemeyi sonra kokularını anlamamız şart!
Çocukluğumuza dair kokular bizim lezzet hafızamızı oluşturuyor. Annenizin pişirdiği o muhteşem yemeğin şimdi düşündüğünüzde şeklinden önce kokusu, sonra tadı gelir aklınıza. Nerede eski domatesler derken bile ilk aklınıza gelen domatesin kokusudur aslında.
Ne yazık ki yeni yetişen nesil bizler kadar şanslı değil! Çünkü yitirdiğimiz bir çok şey gibi kokuları da yitiriyoruz artık. Olabildiğince çocuklarımızin lezzet hafızasının olabilmesi için yiyeceklerin kokularını hissetmelerini sağlamamız gerekiyor. Koku ve tat duyusu gelişmiş bir çocuk, yedikleri konusunda seçici olacak  en iyisi ve en sağlıklısını aramak konusunda ısrarcı olacaktır.